Bir anda dudaklarımdan;
“Tevazuu ile özgüvensizliği,”
“Basiret ile önyargıyı,”
“Öznel gerçeklik ile nesnel algıyı,”
“Şecaatle davranma ile meydan okumayı, “
“İzzet ile kibri,”
“Meselelere vakıf olma ile malumatfuruşluğu,”
“Amaç ile aracı, “
“Mazeret ile bahaneyi,”
“Sindirilmiş bilgi ile laf cambazlığını,”
“Adalet ile eşitliği,”
“Sebeplere başvurma ile onlardan bir sonuç beklemeyi,”
“Endişe ile şüpheyi,”
“Tutarlı olmak ile inatçılığı,”
“İç acımasıyla –beyin zonklamasını” karıştırmışım!”
Bu kadar seri biçimde olanı biteni sıralamış olmam, beni bile hayrete düşürmüştü…
Sıraladığım konuların hiçbiri “Adam geç git!” denilebilecek, konular değildi.
Karıştırdığımı itiraf ettiğim herhangi bir husus, insanı bir yerden alıp, başka bir yere konumlandırma, kudretindeki mevzulardı.
Gece ve gündüz gibi tamamen birbirine zıt tercihlerdi. Yaptığım herhangi bir tercih, alıp beni başka bir kader çizgisine taşıyordu. Aynen öyle de olmuştu. Doğru olduğunu sanarak yanlış yolları seçmek gibi… Karanlık çıkmaz sokaklarda, “Ama ben öyle düşünmüştüm!” demenin kime ne faydası olabilirdi ki?
Her bir tercihimi yeniden gözümün önüne getiriyor, karıştırdığım her bir konunun önce benim, sonra benimle ilişkili bir sürü insanın hayatını alt üst ettiğini, düşündükçe, içim lime lime oluyordu.
Dr. Bünyami Ünal sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

